70’li yıllarda Bob Marley & The Wailers, Junior Byles, The Heptones ve Max Romeo gibi türün pek çok önemli ismine prodüktörlük de yapan Perry, ‘Jah Lion’, ‘Super Ape’, ‘The Upsetter’, ‘Lee ‘King’ Perry’, ‘Pipecock Jackxon’ isimleriyle de biliniyor. Son albümü ‘Revelation’ ı geçtiğimiz Ağustos ayında piyasaya süren üstat, ilk kez sahne alacağı İstanbul’da eski parçalarına ne kadar yer verir bilemesek de, canlı dub keyfi yaşamak isteyenleri mest edeceğine şüphe yok. Kendisini iş üstünde ilk kez izlemeden önce biraz daha tanıtmak istedik.Evinin arka bahçesine kurduğu stüdyosu Black Ark, reggae&dub dünyasının çığır açan parçalarının çıktığı bir adres iken, bir delilik anında stüdyosunu yakmakla ‘scratch’ yani ‘çizik’ ünvanını da ismine eklemlenen Lee Perry, son yıllarda işlerini, geçmişte de müzikal birliktelikleri olan prodüktör Adrian Sherwood ve multi-enstrümantalist Steve Marshall’la beraber çıkarıyor; bu birlikteliğin üçüncü halkası olan yeni albümü ‘Revelation’da Rolling Stones gitaristi Keith Richards ve funk deyince akla ilk gelen topluluklardan Parliament ve Funkadelic’in beyni George Clinton gibi isimler de yer almış.
Yenilikçi ve cüretkar prodüksiyonlarıyla reggae tarihine geçen Perry, 1936’da Jamaika kırsalı St. Mary'de dünyaya geldi. 50’lerin sonunda müzikal yolculuğunun ilk adımlarını atmak üzere dönemin skacılarından Prince Buster ile Clement ‘Coxsone’ Dodd's’ın Downbeat Sound System’ına gidip gelmeye başladı. Müzikal dehası hemen açığa çıkan ve o dönem minyon yapısı nedeniyle ‘Little’ Perry diye anılan usta, Studio One’da Dodd için ilk prodüksiyonlarını ortaya koydu. Dodd’la uyuşmazlıklarının sonunda Wirl Records’dan Joe Gibbs ile çalıştı. Bu beraberliğin sonunda, yani 1968’de, Perry kendi label’ını oluşturmak üzere tek başına yola koyuldu ve efsanevi ‘Upsetter’ böylece doğdu. Hiç şaşırtıcı olmayacak bir şekilde Perry'nin kendi label’ından sürdüğü ilk plak, Gibbs’e saydırdığı ‘People Funny Boy’ isimli 45’likti.
1970’lere kadar bir alay isim altında, bir alay iş çıkaran Perry, bu sıralar çıkardığı ‘The Return of Django’ ve ‘The Vampire’ gibi enstrümental işlerle Jamaika müzik tarihine geçen hitler vererek ismini reggae’nin itici güçlerinden biri olarak sivriltti. Tavırlarında daha da sivrilen Perry, ilginç giyimi ve house band’ı Upsetters ile alaycılıpından ödün vermeksizin Jamaika’daki neredeyse bütün artistlerle önce çalıştı; sonra çatıştı.
70’lerin başında King Tubby’nin erken dub denemelerini duyup ilgilenen Perry, kendini dub’a adayacağı yeni stüdyosu Black Ark ile koleksiyoncuların hâlâ peşinden sürüklendiği nice işe imza attı. Dahi ya da deli, fark etmez. Dub’ın büyük ismi King Tubby ile geçirdikleri dönem boyunca dub sound’ını şekillendirerek müzik dünyasını efektler, basın farklı adımlarla yürüdüğü riddim’lar ve mixing teknikleriyle tanıştırdılar.
Lee Perry gibi bir şahsiyeti özetlemek zor iş; keza Jamaika’dan İsviçre’ye uzandığı müzik ve yaşam serüveniyle ilgili epey yayın ve film mevcut.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder